İçeriğe geç
İzmit Dosya

Gündelik hayatın merak edilen dosyaları

Hayvanlar 4 dk okuma

Evcilleşmenin Tarihi: Kurttan Köpeğe Uzun Yol

Evcilleşme yakalamakla değil, kuşaklar süren bir ortaklıkla oldu. Hangi hayvanların neden evcilleştiğine dair bilinenler.

Yazar: Berrin Akyol Güncellendi:

Evcil hayvanlarla kurduğumuz ilişki bugün o kadar doğal görünüyor ki, bunun binlerce yıl süren bir sürecin sonucu olduğunu kolayca unutuyoruz. Evcilleşme, insanın bir hayvanı yakalayıp ehlileştirmesinden ibaret değildir. Kuşaklar boyunca süren, iki tarafı da değiştiren bir ortak yaşam biçimidir. Sonuçta yalnızca hayvanlar değil, insan toplumları da dönüşmüştür.

Ehlileştirmek ile evcilleştirmek aynı şey değil

Yakalanıp insana alıştırılan bir hayvan ehlileştirilmiş sayılır; ama yavruları yeniden yabani doğar. Evcilleşme ise kalıtsaldır. Bir tür, kuşaklar boyunca insan çevresinde üreyerek davranışında ve bedeninde kalıcı değişimler geçirir. Bu yüzden her hayvan evcilleştirilemez. Uygun türlerin ortak özellikleri vardır: bitkisel ya da esnek beslenme, hızlı büyüme, tutsaklıkta üreyebilme, sürü hâlinde yaşama eğilimi ve panikle kaçmayan sakin bir mizaç.

Bu ölçütler neden bazı büyük memelilerin hiçbir zaman evcilleşmediğini de açıklar. Ceylan hızlı ve ürkektir, zebra saldırgandır, bazı türler tutsaklıkta üremeyi reddeder. Evcilleşen hayvan sayısının azlığı bir tercih değil, biyolojik bir sınırdır.

Kurttan başlayan ortaklık

İlk evcilleşen hayvanın köpek olduğu, üstelik bunun tarımdan çok önce, avcı toplayıcı dönemde gerçekleştiği kabul edilir. Baskın açıklamaya göre süreci insan başlatmadı. İnsan gruplarının çevresinde biriken artıklar, bazı kurtlar için düzenli bir besin kaynağıydı. İnsana daha az mesafeli duran, kaçma eşiği yüksek bireyler bu kaynağa erişip daha çok yavru bıraktı. Kuşaklar boyunca bu seçilim, insanla iş görebilen bir hayvan ortaya çıkardı.

Tarımın başlamasıyla birlikte liste genişledi. Koyun ve keçi, otlaklara uyumlu ve sürü hâlinde yönetilebilir oldukları için erken evcilleştirildi. Sığır hem güç hem süt sağladı. Domuz, insan yerleşimlerinin artıklarını değerlendirdi. Her biri farklı coğrafyalarda, farklı ihtiyaçlar etrafında insanın yaşamına katıldı.

Bedende görünen izler

Evcilleşen türlerde birbirinden bağımsız olarak benzer değişimler görülür. Kafatası ve çene küçülür, dişler incelir, kulaklar sarkar, kuyruk kıvrılır, kürk üzerinde alacalı beyaz lekeler belirir ve üreme dönemleri düzensizleşir. Farklı türlerde tekrar eden bu ortak listeye evcilleşme sendromu denir.

Açıklamalardan biri, seçimin doğrudan bu özelliklere değil, korkusuzluğa yapılmış olmasıdır. Sakinlikle ilgili hücre gruplarının embriyodaki gelişimi, aynı zamanda kıkırdak, deri rengi ve kafatası biçimiyle bağlantılıdır. Yani insan yalnızca uysallığı seçtiğinde, o özelliğe bağlı bir dizi başka değişiklik de beraberinde gelmiş olabilir. Uzun soluklu tilki üretim deneyleri, yalnızca mizaca göre yapılan seçimin birkaç kuşakta benzer fiziksel izler doğurabildiğini göstermiştir.

İnsanın da değiştiği bir süreç

Evcilleşme bir kez olup biten bir olay da değildir. Aynı tür farklı bölgelerde birbirinden bağımsız olarak evcilleştirilmiş, sonraki kuşaklarda yerel ihtiyaçlara göre ayrışmıştır. Soğuk bölgede kalın yapağılı koyun, kurak bölgede az suyla yetinen sığır, dar sokaklarda çalışan küçük at ırkları hep bu ayrışmanın ürünüdür. Seçim ölçütü çoğu zaman verim değil, dayanıklılıktı; hastalığa direnç ve zorlu koşullarda üreyebilme, süt ya da et miktarından önce geliyordu. Sanayileşmeyle birlikte ölçüt daralınca birçok yerel ırk gözden düştü ve bir kısmı yok oldu. Oysa bu ırkların taşıdığı çeşitlilik, değişen iklim koşullarında yeniden ihtiyaç duyulabilecek bir birikimdir.

Ortaklık tek yönlü işlemedi. Sürü hayvanlarının evcilleştirilmesi, insanları yerleşik hayata ve mülkiyet kavramına yaklaştırdı. Süt tüketimi ise doğrudan insan biyolojisine yansıdı; yetişkinlikte süt şekerini sindirebilme yeteneği, hayvancılığın yaygın olduğu toplumlarda çok daha sık görülür. Yani hayvanlar insanı da genetik olarak değiştirmiştir.

Kedinin yolu ise diğerlerinden ayrılır. Kedi, insan tarafından bir iş için seçilmekten çok kendi kararıyla insan yerleşimlerine yaklaşmış görünüyor. Tarımla birlikte kurulan tahıl depoları kemirgenleri çekti, kemirgenler de yaban kedilerini. İnsan bu ortaklıktan zararlı denetimi kazandı, kedi ise kolay ve sürekli bir av alanı. Bu yüzden kedide evcilleşmenin bedensel izleri köpekteki kadar belirgin değildir; boyu, avlanma davranışı ve bağımsızlığı yabani akrabalarına oldukça yakın kalmıştır. Sürü düzeni içinde yaşamayan bir hayvanın insanla kurduğu bağ da farklı biçimlenir; kedi emir alan değil, bir arada yaşamayı kabul eden bir ortak olarak evlere girmiştir.

Bugün evcil hayvanlarla ilişkimiz büyük ölçüde iş ortaklığından duygusal bağa kaydı. Ancak kökendeki mantık hâlâ görünür. Bir köpeğin insan yüzüne bakma eğilimi, bir kedinin insan yerleşimlerinin çevresinde kemirgen avlayarak yerleşmesi, bir atın sürü düzeni içinde yön kabul etmesi, hepsi o uzun ortak geçmişin kalıntısıdır. Evimizde uyuyan hayvan, binlerce yıllık bir pazarlığın sonucudur ve bu pazarlıkta iki taraf da bir şeyler kazanmıştır.